KANSERLİ HASTA İLE İLETİŞİM VE PSİKOLOJİK DESTEK

 

Kanser hastalığı kardiyovasküler problemlere bağlı ölümlerden sonra ikinci sıraya oturmaktadır. Bu nedenle kanser tanısı alan hasta ve birinci derece yakınlarının korkması ve bir takım ruhsal problemler yaşaması kaçınılmazdır. Bu nedenle çağımızda sadece bu alanda (psiko-onkoloji) uzmanlaşan uzmanlık alanı oluşmuştur. Hastalara kanser tanısının söylenip söylenmemesi tartışılmaktadır. Amerika ve Avrupa’da hastalara hastalığın tanısı söylenmektedir. Ben de hastalarımı psikolojik olarak hazırladıktan sonra hastalığı yenebileceğimiz şeklinde moral ve motivasyondan sonra tanıyı söylemekteyim. Hastaların bana güveninin arttığını ve daha motive olarak savaşa ortak olduklarını gözlemledim. Asla hastaları odadan çıkararak yakınları ile özel konuşmayı yapmıyorum ve hasta yakınlarının bu önerisini red ediyorum. Hastanın sosyo-kültürel yapısı etkili gibi görünse de hastaların hemen hemen tümünün gerçekle yüzleşmesi ve sürece katılması hem benim cerrahi işlerimi daha rahat yapmama hem de hastanın önerdiğim tedavi yöntemlerini benimsemelerinde olumlu katkı sağladığını gözlemledim. Hastalara umutsuzluk kesinlikle verilmemelidir. 

 

Her hasta için yapılabilecek bir şey mutlaka vardır. 

 

Hastaya kanser tanısı söylediğinde genellikle 5 basamaklı bir süreç yaşanmaktadır. 

 

İlk basamak şok (ve inkar) evresidir.  Bu inkar evresinde hasta hastalığı kabullenmez, etrafında söylenenleri duymaz ve kendisine söylenenlere anlam veremez. Böylece bu zor durumu bilinç dışına iterek bu durumun yaratacağı kaygı ve panik hissinden kendini korumuş olur. Bu inkar aslında hastaların yaşam kalitesini korumakta  ve depresyon etkisinden kurtarmaktadır. Hekim ve çevre bu dönemde hastayı rahat bırakmalıdır. Ancak inkar dönemi çok uzarsa,  hastalar, ameliyat olmak şart mı? ameliyatsız tedavi yöntemi yok mu? şeklinde sorularla tedaviden kaçınmakta ve hatta tıp dışı tedaviye yönelinmekte ve malesef bazen de şarlatanların eline düşmektedir. Hekim bu süreci kontrol altına almalı hastaya güven vermeli ve bu hastalığı yeneceği konusunda hastayı motive etmelidir. Bu aşamada da psikatrik destek almaktan kaçınılmamalıdır.

 

İkinci basamak öfke dönemidir. Bu dönemde hasta artık olayı kabullenmekte ancak bu hastalığın neden gelip kendisini bulduğunu, aslında sağlıklı beslendiğini, sigara içmediğini, alkol kullanmadığını, bir çok insana iyilik yaptığını, etrafında ne kadar iyi bir insan olarak tanındığını vs söyleyerek kendisine çoğunlukla da çevresine bazen de yaradana öfkelenmektedirler. Bu dönemi de yine Cerrahi ve Onkoloji uzmanı ve varsa psikiyatri uzmanı desteği ile aşılacaktır. 

 

Pazarlık dönem; hastanın tedavi şekillerini , daha iyisini aradığı ve hastalığı yeneceğine inanırsa kısa sürede iyileşeceğine dair düşüncelerin oluştuğu dönemdir. Kısa sürede aşılabilen bir dönem olarak karşımıza çıkmaktadır. Çok iyi değerlendirilmelidir.

 

Kabullenme dönemi;  hasta yine etrafına duyarsızlaşır. Öfke ve üzüntü belirtileri kaybolur ve hatta etrafındakilere teskin edici yaklaşabilir.

 

Bazı hastalarda bu evrelerin bir kısmı görülmez bir kısım hastada her evre hafif seyreder anca az sayıdaki bazı hastalarda şiddetli seyreder. Bu grup hastaların bir psikiyatri uzmanı ile beraber değerlendirilmesi gerekir.

 

Uzun süren uyum bozukluklarında veya depresyon belirtileri varlığında psikiyatri uzmanı ne kadar erken değerlendirir ise hastalar o kadar hızlı adapte olmaktadır. Uyumlu hastanın tedavi şansı da artmaktadır.